FacebookTwitterYoutubeInstagram
SEKTÖRÜN DUAYENLERİNDEN HASTEK KURUCU ONURSAL BAŞKANI HASAN MANAV`LA YAPILAN KEYİF DOLU RÖPORTAJ
  • 6 Eylül 2019 Cuma
Yazar: Plastikciyiz.biz 736 kez okundu.
Parlak fikirleri, sanayi üretiminde imza attığı ilkler ve başarılı iş yaşamıyla Türk plastik sektörünün geleceğine ışık tutan önemli duayenlerden biri olan Hasan Manav’ı sayfalarımıza konuk ediyoruz. Efsane isim Hasan Manav’ın iş ve yaşam öyküsü, genç girişimcilere ilham kaynağı olacak cinsten…
SEKTÖRÜN DUAYENLERİNDEN HASTEK KURUCU ONURSAL BAŞKANI HASAN MANAV`LA YAPILAN KEYİF DOLU RÖPORTAJ

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, iş hayatına nasıl adım attığınızdan bahseder misiniz?

Selanikli anne ve Kazakistanlı babanın çocuğu olarak 20 Kasım 1939’da doğdum. Çocukluğumdan başlarsak yani 1945’li yıllardan, o seneler savaş zamanı ve sıkıntılı günlerdi. Babam tabakhanede dericiydi. O’nun yanında çıraklık yaparak işe başladım ama o işi pek sevmedim. Sonra simit satmaya başladım. Bu arada ilkokulu başarıyla bitirdim. Öğretmenim “çok çalışkansın, başarılı olacaksın” derdi. 1946-47 senesinden sonrada devamlı çalıştım. Pazarcılık yaptım; fasulye, soğan sattım. Annemin bahçesi vardı. 12-13 yaşlarındaydım. Öğretmenim bu şekilde çalıştığımı görünce, “Neden pazarlarda uğraşıyorsun, sen okuyacaksın Hasan” derdi. “Peki Hocam ne yapmam gerekir” diye sorunca, Öğretmenim de, “İstanbul’a gideceksin ve sanatkâr olacaksın, sende sanat ruhu var” demişti. Anneme bunu söyleyince, “İstanbul’a gitmeye korkmuyor musun?” diye sordu. Cevabım, “hayır” oldu. 1953–54’te İstanbul’a geldim. O zaman ablam İlkyardım Hastanesi’nde hemşireydi, O’nun yanına geldim ve Cihangir’de kalmaya başladım. İstanbul’un nüfusu o tarihlerde 1-1,5 milyondu. Orada Musevi, Rum, Ermeni, Türk hep beraber yaşıyorduk. Ermeni, Yahudi ve Rum çocukluk arkadaşlarım vardı. Çok girişkendim, 14-15 yaşlarında gençler Bakkalımız Aleko’nun dükkanında otururduk. Bu arada Perşembe Pazarı’nda işe başladım. Eski milli boksörümüz Vedat Karakurum, eniştemin arkadaşıydı. Eniştem de İETT Kulübü’nde boksördü. Beni boksör kulübüne yazdılar ama baktım olmayacak, bu sporu bıraktım. İstanbul çok enteresan bir yerdi, durduğum yerde duramıyordum. O zamanlar Rumlar balkonlarında ızgara, mangal yaparlardı. Cibali Fabrikası’ndan iki çuval kömür aldım. Taksim Kristal Gazino’nun altında bir kestaneci buldum ve kestaneciye kömürleri teslim ettim. Evin içine taşıdım, kese kâğıtlarına koyup balkonlara servis yaptım Rumlara. Çok da güzel para kazandım. Perşembe pazarında haftalığım 15 lirayken bu işle haftada 60-70 lira kazanmaya başladım. Tornacı mı yoksa serbest meslek erbabı mı olacağım konusunda tercih yapmam lazımdı. Toprağı bol olsun, Ornik Usta’nın yanında çalışıyordum. Ustama durumu anlattım.  “Oğlum sen kafası çalışan bir delikanlısın, bu Allah vergisi, sen sanatkâr ol” tavsiyesinde bulundu.  “Tamam Usta” dedim ve sanatkar olmaya karar verip başladım çalışmaya. Perşembe Pazarı meşhurdu. Karaköy’de tornacılık mesleğimi ilerlettim. 
Azapkapı tersane fabrikasından gelen ustalar da, istikbalimin parlak olduğunu söylediler ve “seni sanat okuluna yazdıralım” dediler. Kabul ettim ve iki sene akşamları sanat okuluna giderek sanatkâr oldum. Daha çok şey öğrenmek için işi bilen sanat okulu hocalarıyla tatil günleri de zaman geçirdim. Bu meslek derssiz, bilgisiz okunamıyor ve yapılamıyor. Başarıyı böyle böyle kazandım. Okulumu iyi dereceyle bitirdim. Ermeni Ustam, “Oğlum seni burada tutamam. Sen daha büyük fabrikalarda çalışacaksın, sende apayrı bir beyin var, değişik bir çocuksun” derdi. 

Çıraklıktan ayrılıp kendi işini kurdu

Askerliğinizi yaptıktan sonra İstanbul’a mı döndünüz?

1959’da askere gittim. Askerliğimi yaptıktan sonra tekrar İstanbul’a döndüm. Annemi de yanıma aldım ve Unkapanı’nda ev tuttum. Şişhane’de çalışmaya başladım. O tarihlerde İstanbul Belediyesi, Çekoslovakya’dan şehir otobüsleri ithal etmişti. Patronum Sezai Selah’a bu otobüslerin şanzımanında hata olduğunu, kaza yapacaklarını söyledim. Onlar da İETT’ye bildirdiler. Ağabeyimiz Sezai Bey, Pandilli Rum arkadaş ile birlikte ihaleye girmişler, “İşi biz aldık” dedi. Benim de saygıyla andığım, meslek erbabı Tanaş isminde bir Rum ustam vardı. Bu dişlileri Tanaş Usta yaptı olmadı. Otobüse taktılar ama otobüs yine geri kaymaya başladı. Olmayınca Ustama, “Tanaş Ustam 40 yaşında, ben 22 yaşındayım. Gel bu dişlileri bana bırak, ben bir takım yapayım” dedim. Yaptım dişlileri, taktılar ve oldu. Rahmetli beni yanaklarımdan öptü ve “Sen neymişsin kardeşim” dedi. Pandilli Dişli Sanayi, işyeri İstanbul’un meşhur dişli sanayilerinde Rami’deydi, o geldi tebrik etti. Patronum Sezai Selah maaşıma yüzde 100 zam yaptı. Ben ise “Ustam maaşıma iki kat değil dört kat da zam yapsan ben başarılı bir sanatkâr olduğumu anladım işten ayrılıyorum” dedim. Annemin bahçelerden biriktirdiği 10,460 lira parası vardı, bana verdi. Bu parayla tezgâhlar aldım ve Kasımpaşa’da dükkân açtım. Yıl 1961’di. Araba yedek parçası yapmaya başladım. 1960’dan sonra yerli yapım hızlandı. Yedek parçaları biz yapıyorduk, Taksim ve Tarlabaşı’ndaki yedek parça mağazaları satıyordu ama paramızı alamıyorduk. Bu nedenle yedek parça işini bıraktım. Türkiye’de o zamanlar cıvata sanayi yoktu. Ben de gömme baş alyans cıvatalar imal etmeye başladım ve bu işten para kazanmaya başladım. 1962-63 seneleriydi. İşi büyütmek için bir de ortak aldım. Çırağımdı, Kasımpaşa’da sandalla karşıya müşteri taşıyan bir adamın oğluydu. Yanıma aldım, yetiştirdim. Onun da Rize’den çay parası 10 bin Lirası varmış, onunla da Makinelerimizi çoğalttık. Neticede işi büyüttük. Fakat bu sıralarda çok büyük bir kaza geçirdim. Çok heyecanlı ve çalışkan bir yapım vardı. Kolumu Makineya kaptırdım. Ünlü Doktor Derviş Bey beni kurtardı, ameliyat etti.  Ben de boş durmadım hep araştırdım, kitaplar okudum. 22 yaşından 25 yaşına kadar hem tıpla uğraştım hem alçılı kolumla mesleğimi yaptım. Çok çalıştım, başarılı bir sanayici olma yolunda önemli yol kat ettim. Bu sırada yanıma lisan bilen mühendisler almaya başladım. Mühendis arkadaşlarla işimi büyüttüm ve dünyanın her tarafına onlarla gittim. İtalyan Rum olan Mühendis Umberto ile de bu süreçte birlikte çalıştık.

İŞÇİYDİM FABRİKA SAHİBİ OLDUM

İşyerini Kasımpaşa’dan Bayrampaşa’ya taşıma sürecinizden bahseder misiniz?

Zamanla kadromu genişlettim. Kasımpaşa’daki 9 metrekarelik dükkândan sonra 1965-1966 yıllarında Bayrampaşa’da 1500-2000 metrekarelik dört katlı bir fabrikanın sahibi oldum. Bayrampaşa’da işyeri açtıktan sonra işimi büyüttüm. Yedek parça yapıyordum. Mersin’deki bir kamyon fabrikasına da dişli yapmaya başladım. Yanımda 8-10 Mühendis çalışıyordu. 1970’den sonra uluslararası fuarları gezmeye gittik. İtalyan mühendis arkadaşım plastik makinelerine girmeyi önerdi. Ekibi büyüttük ve dünyaya açıldık. Dünyadan teknolojileri getirdim. Mesela Vehbi Koç’la iş yaptım. Vehbi Koç, Hollanda’dan çöp kamyonları ithal ediyordu. Vehbi Koç’a gittim ve “Ben bu kamyonu size yapacağım ve onlardan da iyi olacak” dedim. Almanya’dan silindir yapan Makine getirdim. Borusan o hidrolikleri, silindirleri beraber yapmayı teklif etti çünkü hidrolik makine yapmak için ilk silindirini yapmak lazım. Bu işte de başarılı oldum. Hiç unutmuyorum Amerika’dan teknik heyet, benim bu başarımı basında görüp teknoloji yardımında bulunmayı önerdi. Ben işime devam ettim. Silindir işinde de çok başarılı olduk ama neticede plastik makinelerinde daha fazla başarılı oldum. 

Binlerce makinede imzası var 

Plastik sektörüne geçişiniz nasıl oldu?

1958 – 1960 arasında plastik poşet Makinesı ürettik. 1970’de Bayrampaşa’daki yerimizde plastik, enjeksiyon ve geri dönüşüm, bodinoz Makinesı üretiyordum. Hasmak olmadan önce Teknik Makine olarak yaptık bunları.  Tahmin ediyorum 1983 yılında Hasmak kuruldu. Şimdi çocuklarım halen devam ediyor. Türkiye’de binlerce Makinem var. 

Bayrampaşa’dan sonra Beylikdüzü’ne mi taşındınız?

Başta Kasımpaşa’daydım sonra Cağaloğlu’nda. Ardından Bayrampaşa’ya geldim ve burada dört katlı büyük yer tuttum. Bayrampaşa’nın ardından da Beylikdüzü’ne geldim. 1994 krizinde Beylikdüzü’ndeki fabrikadaydım. 1995-1996’da Hasmak kapandı. 1998’de şu anda oğlumun başında olduğu Hastek kuruldu, halen de devam ediyor. Hastek’in 80’den fazla çalışanı var. Almanya, İtalya gibi aşağı yukarı 15 ülkeden Makine ithal ediyoruz. Sabah 6’dan akşam 10’a kadar çalışan patron var mı? Ben şu anda da sabah 6,5’ta kalkıyorum ve fabrikama gidiyorum.

İlk poşet Makinesının hikayesini anlatır mısınız? 

Poşet Makinesıni İtalyanlarla beraber tasarladık. O tasarladı ben de işçiliklerini yaptım. Film çekmeye yani tarlalarda buğdayları, meyveleri ve sebzeleri örtmek için kullanılıyordu. Branda gibi düşünebilirsiniz. Sonra bunlar torba olmaya başladı ve gittikçe inceldi. Poşet de yapılmaya başlandı ama körüklüsü yoktu. Meşhur bir firma vardı o zamanlar, bu firmaya körüklüleri yapmayı önerdim. Bayrampaşa’daki fabrikasına gittik.  O körüklüyü bir hareketle, iki tane çubuk koydum torbaya çekilirken, şak diye katlandı ve Makine çekildi. Bu dediğim firmalar dev firmalar ama bende Leonardo Da Vinci gibi yaratıcı bir güç vardı. Allah’a çok şükür fabrikamızı 1994’e kadar büyüttük. Mesela çok miktarda sepet, sandalye basan enjeksiyon Makinesı yapıyordum. Epey de isim yaptım bu sırada…  Neticede dünyanın her tarafına Makine sattık. Sene 1994… 94 krizinde bazı arkadaşlarım ayıplı Makine yapıyorsun diye beni mahkemeye verdi.  Sonra sanayici arkadaşlarımızın hepsi özür diledi ve paralarımızı ödediler. O zamanlar 60-70 işçim vardı. Beylikdüzü’nde 15 bin metrekarelik büyük fabrika yaptım. Ağlayarak herkese 2-3 milyon dolar tazminat vererek işi bıraktım. Fabrikaları, Makinelerimi bir bahçeye brandalarla koydum ve yavaş yavaş sattım. 

Sonra neler oldu?

Oğlum İngiltere’den gelince 1996’da birlikte Çin’e gittik. Çin’deki teknolojiyi yerinde gördüm. Kendimi anlattım. Çinli Haitian firmasının sahibiydi. O da tornacılıktan ve kaynakçılıktan, kalfalıktan, çıraklıktan yetişen bir Ağabeydi. O’nunla anlaştık, sözleşmeler yapıldı, Türkiye’deki mümessili oldum. Bu fabrikayı büyüttük. Çin’den, Türkiye’ye büyük miktarda Makine ithal ettim. Sonra burada montaj yapıp satmaya başladım. Fabrikamı satmamıştım, boş duruyordu. Tansu Çiller’in Başbakan olduğu 1994 krizi ve sonrasında çok kötü durumlar yaşadık. Peşin satmaya yemin ettim. Bugün kim benden Makine alırsa, parayı vermeden Makine alamaz! Hiç dolandırılmadım, batmadım, herkesin parasını ödedim. Şu an oğlum Makine satmaya devam ediyor.

Ailenizden bahseder misiniz?

Bir oğlum, iki kızım, iki damadım, yedi torunum var.  Oğlum Teknik Üniversite’de Maden Mühendisliğini kazandı ve bir yıl da okudu ama madem biz ekmeğimizi plastikten kazanıyoruz, kendi işimizi öğrensin Plastik Mühendisi olsun istedim. İngiltere’de okudu. Türkiye’ye geldikten sonra önce benim işimi sevmedi ama sonra sevdirmeyi başardım. Termoplastiği öğrendi ve bugün bilgileriyle çok güzel Makine satıyor. “Allah senden razı olsun baba” diyor.

PAGEV okulları eğitimde çıtayı yükseltti

PAGEV’in kuruluş günlerini anlatır mısınız, fikir nereden çıktı? 

Eksik olmasın plastikçi ağabeyimiz Muammer Yüceler’in desteğiyle PAGEV’i 8-10 kişiyle kurduk. Ben de Yönetim Kurulundaydım. Plastikçi arkadaşlarımız vardı ama rahmetli oldular çoğu. PAGEV’in kurulduğu zamanlarda çok eğitimsiz insanlarımız vardı. Sanat okullarımız plastik konusunda bilgi veremiyordu. Okullarımız da imkanlarımız da yoktu. Biz PAGEV sayesinde okullarımıza yardımlar yapmaya başladık. PAGEV toplantılarında Türkiye’de plastik sanayi okulu kurmaya karar verdik. Bir tane okulu Gebze’de yaptık. Remzi Kambur, ben ve birkaç arkadaş daha… Ondan sonra ikinciyi yapalım dedik. Öncü olduk, Hasan Tahsin gibi ilk kurşunu sıktık. Paralar toplandı, Halkalı’daki okul yapıldı. Biz de firma olarak okula Makineleri koyduk. Şimdi üçüncü okulun yapılması gündemde… Eğitim çok önemli.   Biz ne çektiysek cahillikten çektik. Bizim okumamız lazım.  Çin’e gidip de o anlaşmayı yaptığım zaman, Çin’in potansiyelini gördüm. Türkiye’ye geldiğimde, “Bakın arkadaşlar Çin 15-20 yıl sonra Amerika’dan daha zengin olacak” dedim.

Plastik sektörünün şu anki durumunu nasıl görüyorsunuz?

Plastik sektörü çok büyüdü, daha da büyüyecek. Yasaklama düşünceleri vs. hepsi bilgisizlikten kaynaklanıyor. Plastik olmadan olmaz… Otomobillerin yüzde 60-70’i plastikten. Uçaklar da aynı şekilde… Seralar plastikten. Ambalaj olmasa poşet olmasa hijyen olmaz.  Plastiğin girmediği alan yok.

PAGEV’in çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Son zamanlarda kadroları çok güzel, iyi, eğitimli, lisan bilir çocuklar. En son kongrede izledim konuşmalarını. Çok başarılılar ayrıca daha da başarılı olacaklar. PAGEV’in çalışmalarını çok güzel buluyorum.  

NE İŞYAPIYORSAN EN İYİ ŞEKİLDE YAPACAKSIN 

PAGEV’in okullarında ders verdiniz mi?

Okulda çocuklara ders veriyorum. Olgunlaşsınlar, çalışsınlar, çalışkan olsunlar, doğru olsunlar diye bunu yapıyorum. Bir kere ekmek yediği Makineye çok iyi bakacak. İlk dersimi Yıldız Teknik Üniversitesi’nde verdim. Bir mühendis arkadaşım vardı, beni davet etti. Çocuklara, “Bir meslek seçin, o mesleği iyi takip edin, teknoloji neredeyse oraya ulaşın. Bizim yaptığımız bu, çalışkan olun, mesleğin içinde kötülükler düşünmeyin!”. Şoförlük yaparken de kötülük düşünürsen kaza yaparsın. Düşünmeyeceksin, o anda şoförlükse şoförlüğü yapacaksın. Meslekte de bu böyle. PAGEV’in açtığı liselerde de çok ders verdim. Makineleri anlattım. Çocuklar bana “Buradan çıkınca meslekte iş bulabilecek miyiz?” diye sordular. Çünkü plastiği kimse tanımıyor! Ben de “Oğlum eskiden sanat okullarında demirci, elektrikçi, tornacı vb. çıkıyordu ama artık plastik bir meslek dalı. Dolayısıyla dört elle sarılın” diye cevap verdim. Sarıldılar, çocukların hepsi şimdi teşekkür ediyor ve hiçbir tanesi boş kalmıyor. Çocuklarımız gayet de güzel okuyorlar. 

İŞİNİ VE EŞİNİ SEVMEDEN OLMAZ

Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?Gençlere tavsiyem, işlerini severek yapsınlar. Mevlâna Hazretleri, 

“İşini ve eşini sev” diyor. Ben de bu şekilde düşünüyorum. İşini ve eşini sevki başarılı ol! İşini ve eşini sevmeyen insandan başarı beklenmez. Bunu İsmet Paşa da söylüyordu. 51 senelik evliyim ve Allah’a şükrediyorum. Ben bu konuda çok şanslıyım. Kadın, hayatınızdaki en önemli yere sahip. Bunun yanında işimizi de severek yaparsak başarıya ulaşmamız kaçınılmazdır. 

 

Yorum Bırakın.. Yorum Yap
Ad
Soyad
Mail
Yorum
* Not: Yaptığınız yorumdan kendinizin sorumlu olduğunuzu unutmayın!
E Bülten Kaydı
Plastikciyiz.biz E-bültenlerine ücretsiz abone olun, sektörle ilgili en son gelişmelerden anında haberiniz olsun.
plastikciyiz.biz'de yer alan kullanıcıların oluşturduğu tüm içerik, görüş ve bilgilerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. Bu içeriğin, görüş ve bilgilerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırılığından plastikciyiz.biz hiçbir şekilde sorumlu değildir. Sorularınız için ilan sahibi ile irtibata geçebilirsiniz.
2016 - 2019 Copyright plastikciyiz.biz. Tüm Hakları Saklıdır.